Beğenilme İhtiyacı Bizi Nasıl Ele Geçiriyor?

Bir paylaşıma gelen beğeni, bir eleştiri sonrası içimizi kaplayan huzursuzluk... Hiç fark ettiniz mi, adım atmadan önce hep birilerinin onayını bekliyoruz? Skinner'ın deney farelerinden Frida Kahlo'nun direncine, oradan da içsel onayı inşa etmenin beş somut yoluna uzanan bir yazı. Dış alkışa değil, kendi gözünüzde değerli olmaya dair.

9/7/20264 min read

Bir paylaşıma gelen beğeni… Toplantıdan sonra yöneticinden duyduğun "eline sağlık"… Ya da tam tersi, bir eleştiri geldiğinde içinizi kaplayan o tuhaf huzursuzluk. Tanıdık geldi mi?

İtiraf edeyim, bende de var bu his. Bir sunumu bitirdikten sonra "nasıldı, beğendiniz mi" diye etraftaki yüzlere bakmak, bir yazıyı paylaştıktan sonra ekranı yenileyip kaç kişinin okuduğuna bakmak… Küçüklüğümüzden beri bize öğretilen bir şey bu aslında: adım atmadan önce onay bekle. Önce ailemizden, sonra öğretmenlerimizden, derken yöneticilerimizden. Ama şurası da bir gerçek: sürekli başkasının onayını ararsak, aslında hiçbir zaman kendi hayatımızı yaşamamış oluyoruz.

Psikologlar da bunu doğruluyor. Onay ihtiyacı yüksek olan insanlarda özgüven, çevrenin onlar hakkında ne düşündüğüne doğrudan bağlı hale geliyor. Yani değerini dışarıdan gelen alkışla ölçersen, ipin ucunu başkasının eline vermiş oluyorsun. O ip de her an kopabilir tabii.

Sanatçılardan Öğrenecek Bir Şeyimiz Yok mu?

Sanatçılarda hep gıpta ettiğim bir şey var: yaptıkları işe, gerçeklikten kopuk denecek kadar inatla bağlı olmaları.

Düşünsenize, sanat okumak isteyen bir gence ne denir genelde? "İyi güzel de mezun olunca ne iş yapacaksın?" Oyunculuğa yönelen birine? "Aç kalırsın evladım, kaç kişi tutunabiliyor ki bu işte?" Klasik.

Ama sanatçı yine de durmuyor. Zaten işinin doğası gereği eleştiriyle iç içe yaşıyor, buna rağmen üretmeye devam ediyor.

Frida Kahlo mesela… Acısını, kimliğini, kadınlığını tuvale döktüğü için kendi zamanında "fazla kişisel" bulunup küçümsenmişti. Uzun süre kocası Diego Rivera'nın gölgesinde kaldı. Bugün nereye geldik? Frida'nın adı artık Diego'dan çok daha güçlü yankılanıyor.

Sanatçıların o direnci — eleştiriye, ilgisizliğe, görmezden gelinmeye rağmen üretmeye devam etme gücü — sadece onlara özgü değil aslında. Herkesin çalışıp geliştirebileceği bir beceri bu.

Onay Beklemek Neden Bu Kadar Yorucu?

Başkasının takdirini bekleyerek yaşamak sadece verimsizlik değil, gerçek anlamda yıpratıcı bir şey. Araştırmalar bu alışkanlığın kaygıyı artırdığını, zamanla performansı düşürdüğünü gösteriyor.

Ryan ve Deci diye iki psikoloğun geliştirdiği "öz-belirleme kuramı" var; insanın üç temel psikolojik ihtiyacı olduğunu söylüyor: özgürlük, aidiyet ve yeterlik hissi. Sürekli dışarıdan onay aramak, o yeterlik hissini başkalarının insafına bırakmak demek aslında.

Yazar Brad Stulberg bunu iki tutku türüyle anlatıyor:

  • Uyumlu tutku — yaptığın işi sevdiğin için yaparsın.

  • Takıntılı tutku — o işin sonunda alacağın ödül ya da övgü için yaparsın.

İkincisi asıl tuzak olan. Çünkü değerini dış etkenlere bağladığın an, kendinden emin değil, kırılgan biri haline geliyorsun.

Tanıdığım bir pazarlama arkadaşı var; bir kampanya önerisi gönderdiğinde dakikada bir mail kutusunu yeniliyordu. Müşteriden gelecek geri bildirim o günkü ruh halini belirliyordu resmen. İyi yorum geldi mi havalara uçuyor, sessizlik olursa morali sıfırlanıyordu. Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Peki Ne Yapmalı? İçsel Onayı İnşa Etmenin 5 Yolu

1. Değerlerini bil, onlara göre yaşa. Neye değer verdiğini bilmiyorsan, başkasının değerlerine göre yaşarsın, başka çaren kalmaz çünkü. Bugün kendine sor: "Bu yaptığım şey gerçekten benim değerlerimle mi örtüşüyor, yoksa sadece takdir edilmek için mi yapıyorum?" Üç temel değerini yaz — mesela özgünlük, öğrenme, cesaret — ve karar anlarında onlara dön.

2. Ne zaman, neden onay aradığını fark et. Bir davranışı değiştirmek için önce onu görmen lazım. Bir hafta boyunca küçük bir defter tut, "onay arıyorum" hissettiğin her anı not al: ne oldu, ne hissettin, aslında neye ihtiyacın vardı. Hafta sonunda kendi döngünü görünce şaşıracaksın.

3. Dış onayı içsel kutlamaya çevir. Küçük başarılarını yazacağın bir kavanoz tut. "Toplantıda fikrimi söyledim", "bugün sağlıklı bir seçim yaptım" gibi ufak notlar düş, ay sonunda oturup oku. Kendini alkışlamayı öğren, bunu senin yerine kimse yapmayacak.

4. Beğenilmek için değil, sevdiğin için üret. Frida'yı düşün yine — kimsenin beğenisini beklemeden üretti. Sen de bugün 30 dakikanı sadece kendi ilgini çeken bir şeye ayır, sonucu kimseye göstermek zorunda değilsin. Ne kadar farklı hissettirdiğini göreceksin.

5. Sonuca değil, sürece odaklan. Beğeni, ödül, yorum — bunlar senin kontrolünde olmayan sonuçlar. Emek, dikkat, süreç ise tamamen sana ait. Hedefin "100 beğeni almak" değil, "30 dakika odaklanarak yazmak" olsun. Araştırmalar sürece odaklananların daha çok başarı elde ettiğini gösteriyor.

Dış onay varsa bile geçici. İçsel onay ise sağlam ve kalıcı.

Bu beş adımı hayatınıza yavaş yavaş katarak, başkalarının gözünde değil kendi gözünüzde değerli olmaya başlayabilirsiniz.

Peki siz bugün hangisiyle başlayacaksınız? Kimsenin sizi takdir etmesi için değil, sadece kendi özgürlüğünüzü yeniden kazanmak için.

Bağlantıda kalalım mı?🔗

bilgi@entelmuhendis.com

© 2024. All rights reserved.

Üretkenlik tutkusuyla dolu, deneyimli bir eğitmen ve Faniler İçin Zaman Yaratma Rehberi ile Etkileyici Sunumlar Atölyesi gibi popüler kursların yaratıcısıyım.

Hem bireylerin hem de organizasyonların iş akışlarını optimize etmelerine, zamanlarını etkili bir şekilde yönetmelerine ve hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak için pratik ve uygulanabilir stratejiler sunuyorum.