Wendell Berry'den Bize Kalan Ders: Derinlik İçin Cesaret

Wendell Berry, Stanford'dan NYU'ya uzanan parlak bir akademik kariyeri bırakıp ailesinin Kentucky'deki toprağına döndü, hem de "bir daha buraya dönemezsin" uyarılarına rağmen. Bu yazıda onun hikâyesinden, bugünün dijital gürültüsünde "laf" yerine "temas"ı seçmenin ne anlama geldiğini çıkarmaya çalışıyorum. Elektriksiz kulübeye taşınmanıza gerek yok, merak etmeyin 😄

10/5/20262 min read

Geçen haftalarda bir haber gördüm: Wendell Berry, 92 yaşında Kentucky'deki evinde hayatını kaybetmiş. İsim tanıdık gelmedi mi? Bana da gelmedi açıkçası, ta ki hikayesini okuyana kadar. Adam elektriksiz bir kulübede kalemle yazan bir çiftçi-yazarmış. (Evet, doğru okudunuz — elektriksiz. Ben telefonumun şarjı %20'nin altına düşünce paniğe kapılırken, adam yıllarca öyle yaşamış 😁)

Ama asıl beni durduran, elektriksiz yaşaması değildi. Hikayesinin geri kalanıydı.

Her Şeyi Bırakıp Eve Dönmek

Genç Berry, kariyerinin tam zirvesine doğru gidiyordu: Stanford'da yaratıcı yazarlık okumuş, İtalya'da Fransa'da bulunmuş, New York Üniversitesi'nde kadroya girmiş. Yani "başarılı hayat" listesinde ne varsa işaretlemiş. Sonra 1964'te, daha 29 yaşındayken, kalkıp her şeyi bırakıyor ve ailesinin Kentucky'deki topraklarına dönmeye karar veriyor.

İstifasını açıkladığı gün amiri onu çağırmış, "sen ne büyük bir fırsatı elinin tersiyle itiyorsun farkında mısın" havasında konuşmuş, hatta "bir daha buraya dönemezsin" diye ünlü bir laf bile sıkıştırmış araya. Berry'nin tepkisi? Umursamamış. Yüzünü Kentucky'ye dönmüş, gitmiş.

Ben olsam muhtemelen o toplantıdan çıkarken bir de LinkedIn'de "büyük değişim, yeni bir yolculuğa başlıyorum 🚀" postu atardım ama neyse, konu o değil.

Neden Döndü?

Kendi ağzından açıklaması basit: "insan ve mekân" üzerine yazmak istiyordu, ama bunu uzaktan, kokteyl partilerinde laf ederek yapamayacağına inanıyordu. 2018'de verdiği bir röportajda şöyle diyor: orada yaşamak onu dürüst tutuyormuş — Kentucky hakkında salonlarda havadan sudan konuşup kaçamıyormuş, gerçek insanlarla çalışmak zorundaymış.

Yani kısacası: laf değil, temas istiyordu.

Bugünle Ne İlgisi Var?

Şimdi düşünün: biz neredeyiz? En ufak bir zihinsel zorlanmadan kaçmak için hemen yapay zekâya sarılıyoruz (evet, şu an bunu yazarken bile ironiyi hissediyorum), kaygımızı susturmak için telefondaki algoritmik akışı tüketiyoruz. İş hayatımız bile bazen anlamsız bir tiyatroya dönüşüyor — kimsenin okumayacağı sunumlar için sonsuz Teams/Whatsapp grupları ve mesajları falan.

Berry bu ayartıların hiç yabancısı değildi. Ama şunu da biliyordu: zorluk düşman değil. Bilinçli bir hayat vizyonu, o zorlukları taşıyacak sağlam bir temele dönüşebilir.

Peki Bizim İçin Ders Ne?

Kimsenin toprağını sürüp elektriksiz kulübeye taşınmasını beklemiyorum tabii (ben de öyle bir şey yapmayı düşünmüyorum, merak etmeyin 😄). Ama Berry'nin 92 yıllık hayatından çıkan asıl mesaj şu: hayatınızı çok daha derin bir şeye yeniden kurmak mümkün — yeter ki "buraya geri dönemezsin" diyen sesi susturacak cesareti bulun.

Siz de hayatınızda "laf" ile yetinip "temas"tan kaçtığınız bir alan var mı? Bir düşünün bakalım.

Bağlantıda kalalım mı?🔗

bilgi@entelmuhendis.com

© 2024. All rights reserved.

Üretkenlik tutkusuyla dolu, deneyimli bir eğitmen ve Faniler İçin Zaman Yaratma Rehberi ile Etkileyici Sunumlar Atölyesi gibi popüler kursların yaratıcısıyım.

Hem bireylerin hem de organizasyonların iş akışlarını optimize etmelerine, zamanlarını etkili bir şekilde yönetmelerine ve hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak için pratik ve uygulanabilir stratejiler sunuyorum.